Patogenezis
Anaplasma phagocytophilum enfeksiyonun inkübasyon periyodu 2-3 haftadır. Bu dönemden sonra enfekte köpekte, kendisini sınırlayan karakteristikte bir febril hastalık tablosu gelişir. A. phagocytophilum ile E. canis enfeksiyonları arasındaki temel farklılık, çoğu A. phagocytophilum olgusunun henüz daha hastalığın akut evresindeyken klinik olarak prezentasyon göstermesidir. Tüm bunların yanında A. phagocytophilum ile enfekte olan pek çok köpek ise sağlıklı kalabilmekte ve klinik belirti veren köpek sayısının yanında oldukça yüksek miktarda sağlıklı seropozitif köpek görülmesine sebep olmaktadır. Aynı Ehrlichia canis enfeksiyonlarında olduğu gibi Anaplasma phagocytophilum enfeksiyonlarında da subklinik/kronik faza geçişte ve klinik manifestasyonun ortaya çıkışında etkili olan faktörler henüz net olarak aydınlatılamamıştır.
Anaplasma phagocytophilum ile deneysel olarak inoküle edilen hayvanlarda 4-6 haftalık takip ile yapılan değerlendirmede, organizmanın varlığı gösterilmiş olup, çalışmada yer alan iki köpekte çalışma süresince kan örneklerinden yapılan PCR tetkiklerinde Riketsiyal DNA intermittant olarak tespit edilmiştir.
Anaplasma platys enfeksiyonlarında inkübasyon periyodu, Anaplasma phagocytophilum ile benzer şekilde 1-2 hafta kadardır. İnkübasyon periyodundan sonra, her 1-2 haftada bir siklik şekilde tekrar gösteren ateş ve trombositopeni atakları gözlemlenir.
Köpekler ile yapılan çalışmada, hayvanlara deneysel olarak A. platys inokülasyonu yapıldıktan, 8-15 gün sonra periferik kanda parazit içeren plateletler tespit edilmiş, köpeklerde inokülasyon sonrası 7. günde ciddi trombositopeni tablosu gelişmiştir. Dolaşımdaki bakteri sayısının azaltılmasını takiben 3-4 gün içerisinde ise platelet konsantrasyonunda yükselme gözlenmeye başlanmıştır. Çalışma içerisinde A. platys ile inoküle edilen hayvanlarda, 1-2 haftalık periyotlar halinde, bakteriyemi ve trombositopeni tabloları ortaya çıkmıştır. Hastalığın kronik döneme geçişi, düşük bakteriyemi sevitesi ve daha hafif trombositopeni ile kendini göstermekte ve bu durum konakçı durumundaki köpeğin A. platys enfeksiyonuna adapte olduğunu işaret etmektedir.
Klinik Bulgular
Anaplasma phagocytophilum
Anaplasmosis tablosunda görülen klinik bulgular genellikle non-spesifik karakterde olabilmekle beraber, en sık görülen bulgular letarji, iştah kaybı/anoreksi ve ateştir. Klinik tablo içerisinde görülen diğer bulgular, muköz membranlarda solukluk, batında distansiyon, ve kusma/ishal gibi gastrointestinal sistem belirtileridir. Klinik enfeksiyon tablosundaki köpeklerde sekonder immün aracılıklı (nötrofilik) poliartirite bağlı olarak aksak yürüyüş paterni ortaya çıkabilmektedir. Bu hastalarda hafif derecede büyümüş lenf nodları, takipne, peteşi, melena ve epistaksis gibi yüzeyel kanamalar da ortaya çıkabilmektedir. Hastalık tablosunda daha nadiren görülen semptomlar ise kollaps, hafif öksürük, skleral enjeksiyon, uveitler, ekstremitelerde ödem ve polidipsi/poliüridir. Klinik süreçte ortaya çıkan santral sinir sistemi bulgularının ise A. phagocytophilum enfeksiyonuna bağlı olup olmadığı halen tartışmalıdır. Bununla beraber, A, phagocytophilum enfeksiyonunda steroid tedavisine cevap veren menenjit/arterit vakaları da literatürde bildirilmiştir. Enfeksiyon tablosunda A. phagocytophilum’a karşı gelişen immün yanıt dolayısı ile immün aralıklı trombositopeni ve anemi gibi durumlar da ortaya çıkabilmekte ve hastalık seyri esnasında meydana gelen splenomegali oldukça sık karşılaşılan bir bulgu olduğu için tanı esnasında radyografi ve ultrasonografi ile rahatlıkla tespit edilebilmektedir.
Anaplasma platys
A. platys ile enfekte köpeklerde ortaya çıkabilen klinik bulgular, hem doğal yollardan hem de deneysel olarak enfekte edilen köpekler üzerinde Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İsrail’de yapılmış olan farklı çalışmalar ile gösterilmiştir. Bu çalışmalarda elde edilen sonuçlara istinaden A. platys enfeksiyonu geçiren bir köpekte ateş, letarji, anoreksi, kilo kaybı, muköz membranlarda solukluk, peteşi, nazal akıntı ve lenfadenomegali gözlemlenebilmektedir. Bununla beraber tek vaka üzerinden bildirilen raporlarda ise, bilateral üveit ve epistaksis de ortaya çıktığı bildirilmiştir. Ayrıca yapılan çalışmaların tamamında, benzer klinik bulgular ortaya çıkartabilen diğer vektör aracılıklı hastalıkların varlığının gösterilmesi veya ekarte edilmesi için PCR tetkikinin kullanılmamış olması klinik belirtilerin oldukça non-spesifik şekilde oluşmasında temel rolü oynayan etmen olmuştur.
Tanı
Hastalığın teşhisinde mikroskobik, serolojik ve biyokimyasal yöntemlerden faydalanılır. Hastalıkta çeşitli biyokimyasal değişiklikler olmasına karşın kesin teşhis için yeterli değildir. Serolojik testlerden IFA, ELİSA ve WESTERN yöntemleri kullanılmasına rağmen IFAT teşhis için daha sağlıklı sonuçlar vermektedir. PCR kullanılabilir.
Tedavi-Koruma
Tedavide doksisiklin, oksitetrasiklin, imidocarp dipropionat kullanılır.
Kenelerle mücadele edilmelidir. Uzun etkili tetracycline uygulaması yapılabilir. Aşısı yoktur.

