Ehrlichiosis etkenleri konakçısının lökositlerine intrastoplazmik olarak yerleşir. Avrupa kıtasında hastalıktan sorumlu olan suşlar içerisinde Ehrlichia spp. ait izole edilebilen  Ehrlichia canis’(Canine Monocytic Ehrlichiosis) monositlere yerleşir. E. ewingii (Canine Granülositik Ehrlichiosis) nötrofil ve eozinofillere yerleşir. E.platys (Enfeksiyöz Canine Cyclic Trombositopeni) trombositleri enfekte eder.

Şu an için elimizde bulunan verilere dayanarak  E. chaffeensis,  E. muris veya E. ruminantium gibi diğer Ehrlichia türlerinin köpeklerde hastalık oluşturmadığını söyleyebilmekteyiz.

E. canis enfeksiyonu Akdeniz kıyılarını sınır olarak kabul ederek tüm Avrupa ülkelerinde endemik olmakla beraber, yapılan bazı çalışmalarda enfeksiyonun Akdeniz kuzeyindeki ülkelerde de yayılım eğiliminde olduğu gösterilmiştir.
Ehrlichia canis’in Avrupa kıtasındaki taşınımında rol oynayan en önemli ve büyük ihtimalle tek vektör Rhipicephalus sanguineus türü kene yada bir diğer ismiyle kahverengi köpek kenesidir. Hastalık etkeni olan mikroorganizmanın taşınımında bu kene türünün temel rolü oynadığı deneysel olarak yapılan çalışmalarla da gösterilmiştir.

Güncel olarak yapılan çalışmalarda E. canis geçişinin R. sanguineus türü kenenin yapışmasından yaklaşık 3 saat sonra başladığı gösterilmiştir. Hastalık taşınımında etken rol oynayan kene oldukça kompleks bir tür olarak değerlendirilmektedir. Buna istinaden taşıyıcı vektörün morfolojisi ve moleküler biyolojisi üzerine yapılmış olan detaylı çalışmaklar bulunmaktadır. Taşınımda temel rolü oynayan vektör tüm bünyada pek çok yerde tanımlanmış olmakla beraber, bu durum hastalığın yayılımının önüne geçilmesini oldukça zorlaştırmaktadır.
R. sanguineus Akdeniz havzasında oldukça bol miktarda bulunmakla beraber, soğuk bölgelere gidildiğinde ise, konakçı köpeğin Akdeniz bölgesine gidişi ve geri dönüşü dolayısı ile, köpeklerin üzerinde veya insanların yaşadığı yapılar gibi korunaklı yerlerde yaşamlarını devam ettirmektedirler. Kenelerin rahatlıkla yerleşip yaşabildikleri coğrafi enlem aralıkları henüz bilinmemektedir. Kenelerin soğuk bölgelerde yaşamlarını sürdürdükleri güvenli yerler içerisinde bahsedilen, insan tarafından inşa edilmiş ev ve benzeri yapılar, köpek üretim çiftlikleri veya yabani etçil hayvanların mağaraları aynı zamanda kenenin üremesi için de uygun ortam teşkil etmektedirler. Literatürde apartmanda yaşayan bir köpeğin üzerinde beslenmen ve yumurtlayan tek bir dişi kenenin, subadult kenelerden oluşan bir popülasyon oluşturabildiğine dair rapor edilmiş olgular mevcuttur. R. sanguineus popülasyonu, kendilerine gerekli olan kan kaynağının yakınlarında olduğu korunaklı yapılarda ciddi anlamda yüksek sayılara ulaşabilmekte ve öyle alanlarda yaşayan, yeterli korunma önleminin alınmadığı köpeklerde parazit yükü köpek başına hemen hemen her gelişim evresinde gözlemlenebilen yaklaşık 100 keneye kadar ulaşabilmektedir.
Vektör kenenin yaşamını devam ettirebilmesi için gereken minimum sıcaklık değeri yaklaşık 6 santigrad derece olarak bildirilmekle beraber, özellikle kış aylarında ortam sıcaklığı değeri bu seviyenin altına düştüğünde keneler evlerin içerisinde veya çiftliklerde görece daha güvenli konumda bulunan duvar çatlaklarında hiberne duruma geçmektedirler. Bu durumda bile kenelerin yaşamlarını devam ettirebilmeleri için nemli ortama ihtiyacı olmakta, ancak bu ihtiyaçları da sadece su ile temizlenen köpek çiftliklerinde mevcut olan rutubet veya bahçelerinde yapay sulama sistemleri kullanılan evler tarafından karşılanmaktadır. Bu bilgilere istinaden, Akdeniz havzasında nehir yataklarına ev sahipliği yapan bölgeler, sudan dolayı sıcaklık ve nem değerlerinin daha stabil seyretmesi dolayısıyla, diğer bölgelere nazaran anlamlı derecede yüksek kene popülasyonu barındırmaktadır. Keneler mevsimsel olarak genellikle ilkbahar ve sonbaharın erken dönemlerinde aktif halde bulunmakta, ancak farklı bölgelerde gözlenen farklı mevsimsel dinamikler bu vektör açısından farklı fenolojilerin ortaya çıkmasına sebebiyet verebilmektedir.

Predispozan Faktörler
Tüm ırklar CME gelişimi için yatkınlık gösterebilmekle beraber, Alman Çoban Köpekleri ve Sibirya Huskey cinsleri hastalığın gelişimi açısından daha yatkındırlar. Ayrıca bu iki ırkta gelişen Ehrlichiosis tablosu çok daha ciddi klinik semptonlar vermekte ve hastalık prognozu çok daha kötü seyretmektedir. Bu söylem deneysel olarak yapılan çalışmalarda, E. canis’e karşı gelişen immün cevabın Beagle ve Alman Çoban Köpeği ırkları arasında yapılan kıyaslama sonucunda Alman Çoban Köpeklerinin daha zayıf hücresel immün cevap göstermesi sonucu ile doğrulanmıştır.
Kanin ehrlichiosis tablosu her yaşta ortaya çıkabilmekte ve ortaya çıkışı cinsiyet ile bir değişim göstermemektedir. Yapılmış olan bazı çalışmalarda elde edilen, erkek cinsiyetteki köpeklerin dişilere göre daha yüksek seropozitivite göstermesi sonucu ise erkek cinsiyetteki köpeklerin davranışsal özelliklerinden dolayı dişilere nazaran daha fazla vektörel maruziyete uğraması ile açıklanabilmektedir. Benzer şekilde yapılan bazı bir takım epidemiyolojik çalışmalarda da yaşlı köpeklerde Ehrlichiosis tablosunun daha fazla görüldüğüne dair sonuçlar elde edilmiş olup, vektörel maruziyetin yaşla birlikte artabileceği savı göz önünde bulundurularak, epidemiyolojik bir farklılık yerine tamamen vektörel maruziyet ile ilişkilendirilmesi daha makul olarak değerlendirilmektedir.

Babesia canis ile beraber görülebilir.

Patogenezis
Parazitin bulaşmasını takip eden 1-3 haftalık inkübasyon periyodunun ardından hastalık, akut, subklinik veya kronik olmak üzere üç temel seyir yolu izleyebilir. Hastalığın akut fazı en az 2-4 hafta civarında sürebilmekte, bu süreçte oldukça farklı klinik semptomlar gösterebilmekte, bu semptomlar hastalık tedavi edilmese bile spontan olarak ortadan kaybolabilmektedir. Klinik semptomlarında düzelme görülen köpekler, kalıcı subklinik durumlarını aylarca hatta yıllarca devam ettirebilmektedirler. Subklinik formu hastalığın tekrar bir akut dönem atağı takip eder. Subklinik dönemdeki köpeklerde klinik bulgu olmadığı için veteriner hekim takibine ihtiyaç duyulmaz ancak eğer hematolojik parametreler açısından bir test yapılırsa, subnormal platelet konsantrasyonları tespit edilebilir. Enfekte olan köpeklerin tamamı olma bile büyük bir bölümü kronik faza geçiş gösterir ve bu dönemde klinik bulgular çok daha ağır seyreder. Klinik bulgular arasındaki ciddi benzerlikten dolayı çoğu kez hastalığın akut dönemi ile kronik dönemi ayrıt edilemeyebilir. Hastalığın kronik döneminde tanı için tam kan sayımı ve kemik iliği aspirasyon materyali incelemesi veteriner hekimne ciddi yardım sağlar. Hastalığın kronik fazındaki köpeklerde ciddi pansitopeni ve kemik iliği hipoplazisi gözlenir.Ne yazık ki, enfeksiyon tablosuna neden köpekler arasında farklı nitelikte cevaplar oluştuğunu veya hastalığın kronik fazına gidişini indükleyen faktörlerin neler olduğunu tam olarak aydınlatan bir çalışma bulunmamaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir